Almanya’da Yaşayan Türkler İçin Boşanma: Eş Türkiye’deyse Dava Nerede Açılır?
02.09.2026
Almanya’da yaşayan bir Türk vatandaşı boşanmak istediğinde ilk akla gelen yol çoğu zaman konsolosluğa giderek Türkiye’de bir avukata vekâlet vermek ve boşanma davasını Türkiye’de açmaktır.
Bu elbette mümkün olabilir. Ancak her zaman tek seçenek değildir.
Eşlerden biri Almanya’da, diğeri Türkiye’de yaşıyorsa, boşanma davasının Almanya’da açılması da mümkün olabilir. Hatta ortak çocukların Almanya’da yaşadığı, taraflardan birinin hayat merkezinin uzun süredir Almanya’da bulunduğu veya çocuklarla ilgili ayrıca velayet ve koruma tedbirlerinin alınması gereken bazı durumlarda Almanya’da dava açılması daha uygun bir seçenek haline gelebilir.
Bu nedenle uluslararası nitelikli bir boşanma dosyasında yalnızca “Türk vatandaşıyım, o halde Türkiye’de boşanmalıyım” şeklinde hareket etmek yerine önce birkaç ayrı sorunun cevaplandırılması gerekir:
Hangi ülkenin mahkemeleri yetkili?
Boşanmaya hangi ülkenin hukuku uygulanacak?
Çocuklar varsa velayet hangi ülkede görülecek?
Nafaka veya koruma tedbirleri nerede talep edilecek?
Verilen karar diğer ülkede nasıl hüküm doğuracak?
Bu soruların cevapları her zaman aynı ülkeyi göstermeyebilir.
Eş Türkiye’de yaşıyorsa Almanya’da boşanma davası açılabilir mi?
Belirli şartların bulunması halinde evet.
Alman mahkemelerinin boşanma davalarındaki milletlerarası yetkisi bakımından temel düzenlemelerden biri, 2019/1111 sayılı Avrupa Birliği Tüzüğü, yaygın adıyla Brüksel IIb Tüzüğüdür.
Tüzüğün 3. maddesi boşanma davalarında birden fazla yetki bağlantısı öngörmektedir. Bunlardan özellikle Almanya’da tek başına yaşayan kişiler bakımından önemli olan kurallardan biri şudur:
Brüksel IIb Tüzüğü’nün 3. maddesinde öngörülen yetki sebeplerinden birine göre, boşanma davasını açacak eşin başvurudan hemen önce en az bir yıldır Almanya’da mutad mesken sahibi olması, Alman mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin kurulmasını sağlayabilir.
Davalı eşin Türkiye’de veya başka bir ülkede yaşaması bunu tek başına engellemez.
Davayı açacak kişinin Alman vatandaşı olması halinde ise farklı bir bağlantı noktası söz konusudur: Kişinin Almanya’da mutad mesken sahibi olması ve başvurudan önce en az altı aydır burada bulunması yeterli olabilir.
Dolayısıyla vatandaşlık önemlidir; fakat “Alman vatandaşı olmayan biri Almanya’da boşanamaz” şeklinde bir kural yoktur.
Örneğin Türk veya başka bir üçüncü ülke vatandaşı, gerekli mutad mesken şartlarını taşıyorsa boşanma davasının Alman mahkemelerinde görülmesi mümkün olabilir.
Mutad mesken ne demektir?
Burada özellikle “mutad mesken” kavramına dikkat etmek gerekir.
Mutad mesken, kişinin yalnızca nüfus veya belediye kayıtlarında hangi adreste göründüğü anlamına gelmez. Kişinin hayatının fiilen nerede yoğunlaştığına bakılır.
Ne kadar süredir o ülkede yaşadığı, günlük hayatını nerede sürdürdüğü, aile ve sosyal ilişkileri, çocuklarının okul veya kreş durumu ve yaşamının diğer somut bağlantıları değerlendirmede önem taşıyabilir.
Bu nedenle örneğin iki yıldır Almanya’da yaşayan, çocukları burada okula ve kreşe devam eden ve günlük yaşamını burada sürdüren bir kişinin Almanya ile bağlantısı yalnızca bir adres kaydından ibaret değildir.
Peki kişinin oturum izni yoksa veya Duldung sahibi ise?
Bu noktada “oturum hakkı” ile “mutad mesken” kavramlarının birbirine karıştırılmaması gerekir.
Bir kişinin Almanya’da hangi yabancılar hukuku statüsüne sahip olduğu ile aile hukuku bakımından mutad meskeninin nerede bulunduğu aynı hukuki soru değildir.
Dolayısıyla örneğin kişinin Alman vatandaşlığına sahip olmaması veya Almanya’da süresiz oturum izninin bulunmaması, tek başına Alman aile mahkemelerinin yetkisini ortadan kaldırmaz.
Bununla birlikte özellikle Duldung, devam eden iltica süreci veya sınır dışı edilme yükümlülüğü gibi durumlarda kişinin Almanya’daki kalışının niteliği ayrıca değerlendirilmelidir. Mutad mesken her somut olayın özellikleri dikkate alınarak belirlenen hukuki bir kavramdır.
Bu nedenle bu tür dosyalarda yalnızca kişinin elindeki oturum belgesine bakarak “Almanya’da dava açılabilir” veya “açılamaz” şeklinde otomatik bir sonuca varmak doğru değildir.
Almanya’da dava açılması Alman hukukunun uygulanacağı anlamına gelir mi?
Hayır.
Uluslararası boşanma dosyalarında en önemli ayrımlardan biri budur.
“Hangi ülkenin mahkemesi davaya bakacak?” ile “Bu mahkeme hangi ülkenin hukukunu uygulayacak?” iki ayrı hukuki sorudur.
Alman mahkemesinin boşanma davasına bakmaya yetkili olması, boşanmanın mutlaka Alman hukukuna göre gerçekleşeceği anlamına gelmez.
Boşanmaya uygulanacak hukuk Almanya bakımından esas olarak 1259/2010 sayılı Rome III Tüzüğü çerçevesinde belirlenir.
Taraflar geçerli bir hukuk seçimi yapmamışlarsa Tüzüğün 8. maddesi belirli bir sıralama öngörmektedir. Buna göre sırasıyla eşlerin:
- dava tarihindeki ortak mutad meskeni,
- belirli şartlarla son ortak mutad meskeni,
- ortak vatandaşlığı,
- ve bunların bulunmaması halinde davanın görüldüğü ülkenin hukuku
değerlendirilir.
Bu nedenle örneğin her iki eşin de Türk vatandaşı olduğu bazı dosyalarda Alman mahkemesinin Türk Medeni Kanunu hükümlerini uygulayarak boşanmaya karar vermesi mümkündür.
Yani kulağa ilk bakışta şaşırtıcı gelebilecek şu kombinasyon ortaya çıkabilir:
Dava Almanya’da görülür, ancak boşanmanın esasına Türk hukuku uygulanır.
Özellikle taraflardan birinin birden fazla vatandaşlığa sahip olması, eşlerin daha önce başka ülkelerde birlikte yaşamış olması veya farklı vatandaşlıkların söz konusu olması halinde uygulanacak hukukun ayrıca incelenmesi gerekir.
Bu nedenle “ikimiz de Türküz, kesin Türk hukuku uygulanır” şeklinde genel bir sonuca varmak da doğru değildir.
Türkiye’de mi, Almanya’da mı boşanmak daha doğru?
Uluslararası boşanma dosyalarında asıl soru çoğu zaman “Dava nerede açılabilir?” değil, “Mevcut seçenekler arasında bu aile için hangi yol daha uygun?” sorusudur.
Türkiye’de yaşayan eşe tebligat yapılması, delillerin veya malvarlığının Türkiye’de bulunması gibi nedenlerle bazı dosyalarda Türkiye’de dava açılması daha pratik olabilir.
Ancak boşanmak isteyen eşin hayat merkezi Almanya’daysa ve özellikle ortak çocuklar da Almanya’da yaşıyorsa tablo değişebilir.
Örneğin anne veya baba çocuklarla birlikte uzun süredir Almanya’da yaşıyor, çocuklar burada okula veya kreşe gidiyor ve diğer eş Türkiye’de bulunuyorsa yalnızca boşanmanın Türkiye’de açılması dosyanın tamamını çözmeyebilir.
Boşanma Türkiye’de devam ederken çocukların velayeti, çocukların nerede yaşayacağı veya çocukların yurtdışına çıkarılmasının önlenmesi gibi konularda Almanya’da ayrıca işlem yapılması gerekebilir.
Böyle bir durumda aynı aile bakımından Türkiye ve Almanya’da birbirine paralel hukuki süreçler ortaya çıkabilir.
Bu nedenle Türkiye–Almanya bağlantılı bir boşanma dosyasında, dava açılmadan önce her iki ülkedeki hukuki seçeneklerin birlikte değerlendirilmesi önemlidir.
Bazen müvekkilin ilk düşüncesi şöyle olabilir:
“Ben Türk vatandaşıyım. Türkiye’de bir avukata vekâletname göndereyim ve boşanma davasını orada açalım.”
Bu mümkün olabilir.
Ancak dosya Türkiye–Almanya bağlantılıysa, bundan önce şu sorunun sorulması faydalıdır:
“Bu boşanmayı Almanya’da yürütmek benim için daha uygun olabilir mi?”
Bu sorunun cevabı ancak eşlerin ve çocukların yaşam yerleri, vatandaşlıkları, uygulanacak hukuk, velayet, nafaka, malvarlığı, tebligat ve diğer hukuki sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde verilebilir.
Önemli: Almanya’da yaşıyor olmanız, boşanma davasını mutlaka Almanya’da açmanız gerektiği anlamına gelmediği gibi; Türk vatandaşı olmanız da davanın mutlaka Türkiye’de açılması gerektiği anlamına gelmez. Uluslararası boşanma dosyalarında mevcut forum seçeneklerinin ve bunların velayet, nafaka ve uygulanacak hukuk üzerindeki sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Çocuklar Almanya’da yaşıyorsa velayet hangi ülkede görülür?
Boşanma davasının nerede görüleceği ile çocukların velayeti konusunda hangi mahkemelerin yetkili olduğu yine birbirinden ayrı değerlendirilir.
Velayet ve diğer ebeveyn sorumluluğu meselelerinde temel bağlantı noktası çoğu zaman çocuğun vatandaşlığı değil, çocuğun mutad meskenidir.
Çocukların fiilî yaşam merkezi Almanya’daysa, okulları veya kreşleri burada bulunuyorsa ve günlük yaşamları burada sürüyorsa çocuklara ilişkin uyuşmazlıklarda Alman mahkemelerinin yetkisi gündeme gelir.
Bu konuda Brüksel IIb Tüzüğü ile birlikte, uluslararası düzeyde 1996 tarihli Lahey Çocuk Koruma Sözleşmesi de önem taşımaktadır.
Sözleşmenin temel yaklaşımı, çocuğun mutad meskeninin bulunduğu ülkenin makamlarına yetki tanınmasıdır. Yetkili makam, 1996 Lahey Çocuk Koruma Sözleşmesi’nin 15. maddesi uyarınca kural olarak kendi hukukunu uygular.
Dolayısıyla uygulamada şu sonuç ortaya çıkabilir:
Boşanma davasını Alman mahkemesi görür ve boşanmaya Türk hukukunu uygular; buna karşılık çocukların velayeti konusunda Alman mahkemesi Alman hukukunu uygular.
Bu ayrım özellikle Almanya–Türkiye bağlantılı aile hukukunda son derece önemlidir.
Diğer ebeveyn çocukları Türkiye’ye götürmekle tehdit ediyorsa ne yapılabilir?
Çocukların yurtdışına götürülmesine ilişkin ciddi bir risk söz konusuysa boşanma davasının sonucunu beklemek her zaman uygun değildir.
Bir ebeveynin çocukları diğer ebeveynin rızası olmaksızın Almanya’dan çıkaracağı veya Türkiye’ye götüreceği yönünde somut bir risk varsa, Alman aile mahkemesi önünde çocuklara ilişkin acil tedbirlerin alınması gündeme gelebilir.
Somut olayın niteliğine göre özellikle çocuğun nerede yaşayacağına karar verme yetkisi olan Aufenthaltsbestimmungsrecht konusunda düzenleme yapılması veya çocuğun yurtdışına çıkarılmasını önlemeye yönelik mahkeme tedbirlerinin talep edilmesi mümkün olabilir.
Burada yalnızca soyut bir endişe ile gerçekten mevcut olan kaçırma veya yurtdışına çıkarma riski birbirinden ayrılır.
Mesajlar, açık tehditler, geçmiş davranışlar, bilet veya seyahat hazırlıkları, pasaportların kimde bulunduğu ve diğer somut emareler değerlendirmede önem taşıyabilir.
Çocuğun güvenliği bakımından acil bir durum varsa konu ayrıca einstweilige Anordnung, yani geçici hukuki koruma kapsamında ele alınabilir.
Tehdit veya şiddet varsa Almanya’da koruma tedbiri alınabilir mi?
Eşlerden birinin Türkiye’de bulunması, Almanya’da yaşayan kişinin tehdit veya şiddete karşı burada hukuki koruma talep edemeyeceği anlamına gelmez.
Alman Gewaltschutzgesetz düzenlemeleri yalnızca gerçekleşmiş fiziksel şiddeti değil; hayat, beden, sağlık veya özgürlüğe yönelik ciddi ve hukuka aykırı tehditleri de kapsayabilir.
Somut şartların bulunması halinde mahkeme karşı tarafın mağdurla iletişim kurmasını, kendisine yaklaşmasını veya belirli yollarla temas etmesini yasaklayan tedbirler verebilir.
Karşı tarafın yurtdışında bulunması halinde ise hem mahkemenin milletlerarası ve yer itibarıyla yetkisi hem de verilecek kararın pratik etkileri ayrıca değerlendirilmelidir.
Dolayısıyla örneğin Türkiye’de yaşayan bir eş tarafından Almanya’daki diğer eşe telefon, WhatsApp veya başka iletişim araçları üzerinden ölüm veya şiddet tehdidinde bulunulması halinde, sırf tehdit eden kişi Türkiye’de olduğu için Almanya’da hiçbir hukuki imkân bulunmadığını varsaymak doğru değildir.
Nafaka da otomatik olarak boşanmayla aynı hukuka mı tabi olur?
Hayır.
Uluslararası dosyalarda nafaka da ayrıca incelenmesi gereken bir konudur.
Eş nafakası ile çocuk nafakası farklı hukuki temellere sahiptir. Ayrıca nafaka bakımından milletlerarası yetki ve uygulanacak hukuk konusunda boşanmaya ilişkin Rome III kuralları doğrudan uygulanmaz.
Bu nedenle boşanma davasının Almanya’da açılması, bütün mali taleplerin otomatik olarak Alman hukukuna tabi olacağı veya mutlaka aynı mahkemede görüleceği anlamına gelmez.
Aynı şekilde mal rejiminin tasfiyesi veya tazminat talepleri de ayrıca hukuki değerlendirme gerektirebilir.
Türkiye’de yaşayan eşe dava nasıl tebliğ edilir?
Almanya’da açılan boşanma davasında diğer eş Türkiye’de yaşıyorsa dava evrakının kendisine uluslararası tebligat kurallarına uygun biçimde ulaştırılması gerekir.
Bu durum Almanya’da dava açılamayacağı anlamına gelmez.
Ancak yabancı ülkeye yapılacak tebligat nedeniyle süreç Almanya içinde yapılan standart bir tebligata göre daha uzun sürebilir. Gerekli belgelerin hazırlanması ve gerektiğinde tercümelerin yapılması gerekir.
Bu nedenle karşı tarafın Türkiye’deki güncel adresinin mümkün olduğunca doğru şekilde tespit edilmesi dosyanın ilerleyişi bakımından önemlidir.
Almanya’da verilen boşanma kararının Türkiye’de tanınması gerekir mi?
Bu konuda geçmişe kıyasla önemli bir kolaylık bulunmaktadır.
Eskiden yabancı bir mahkeme tarafından verilen boşanma kararının Türk nüfus kayıtlarında sonuç doğurabilmesi için uygulamada çoğunlukla Türkiye’de ayrıca bir tanıma davası açılması gerekiyordu.
Ancak bugün her yabancı boşanma kararı için mutlaka mahkemede tanıma davası açılması gerekmemektedir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 27/A maddesi, yabancı ülke adli veya idari makamlarınca verilen boşanma ve bazı diğer medeni hâl kararlarının belirli şartlarla doğrudan nüfus kütüğüne tescil edilmesine imkân tanımaktadır.
Bu düzenleme ilk olarak 2017 yılında Türk hukukuna girmiş, daha sonra kanunlaşmış ve 2020 yılında kapsamı bazı yönlerden değiştirilmiştir.
Şartların bulunması halinde Almanya’da kesinleşmiş bir boşanma kararı, Türkiye’de ayrıca klasik anlamda bir tanıma davası açılmadan nüfus kütüğüne tescil ettirilebilir.
Başvuru Türkiye’de yetkili nüfus müdürlüklerine yapılabileceği gibi, yurtdışında yetkili Türk dış temsilcilikleri aracılığıyla da gerçekleştirilebilir.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır:
27/A kapsamındaki tescil, esas itibarıyla boşanmanın medeni hâl bakımından nüfus kayıtlarına geçirilmesini sağlar.
Yabancı kararda yer alan velayet, nafaka, tazminat veya başka hükümlerin Türkiye’de icrası söz konusu olduğunda, bunlar için ayrıca tanıma veya tenfiz gerekip gerekmediği incelenmelidir.
Ayrıca 27/A’da öngörülen şartların gerçekleşmemesi veya tescil başvurusunun reddedilmesi halinde Türkiye’de 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun kapsamında tanıma ve gerektiğinde tenfiz yoluna başvurulması mümkündür.
Dolayısıyla Almanya’da boşanma kararı verildikten sonra dosyanın Türkiye bakımından da sonuçlarının ayrıca kontrol edilmesi önemlidir.
Özetle
Eşlerden birinin Almanya’da, diğerinin Türkiye’de yaşadığı boşanmalarda yalnızca Türk vatandaşlığına bakılarak “dava Türkiye’de açılmalıdır” sonucuna varılamaz.
Bazı durumlarda Türkiye’de boşanma davası açılması uygun olabilir. Bazı durumlarda ise Almanya’da boşanma sürecinin yürütülmesi gerek hukuki gerek pratik açıdan daha avantajlı olabilir.
Özellikle boşanmak isteyen eşin uzun süredir Almanya’da yaşadığı ve ortak çocukların hayat merkezinin de Almanya’da bulunduğu dosyalarda, Türkiye’de dava açmadan önce Almanya’daki seçeneğin de değerlendirilmesi önem taşır.
Üstelik Alman mahkemesinin yetkili olması, mutlaka Alman hukukunun uygulanacağı anlamına gelmez. Dosyanın bağlantılarına göre Alman mahkemesi boşanmanın esasına Türk hukukunu uygulayabilirken, çocuklara ilişkin velayet ve koruma meselelerinde Alman hukuku uygulanabilir.
Uluslararası aile hukukunda doğru strateji bu nedenle yalnızca “davayı hangi ülkede açabiliriz?” sorusuna cevap vermekten ibaret değildir.
Asıl değerlendirilmesi gereken soru şudur:
Tarafların ve çocukların mevcut yaşam koşulları dikkate alındığında, hangi hukuki yol dosyanın bütününü daha doğru şekilde çözecektir?
Hukuki Bilgilendirme
Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Uluslararası aile hukuku uyuşmazlıklarında mahkemelerin yetkisi, uygulanacak hukuk ve izlenecek usul; tarafların vatandaşlığı, mutad meskeni, oturum statüsü, önceki ortak yaşam yerleri, çocukların durumu ve diğer somut koşullara göre değişebilir.
Özellikle birden fazla vatandaşlığın, Duldung veya devam eden iltica sürecinin, farklı ülkelerde paralel davaların ya da çocuklara ilişkin acil koruma ihtiyacının bulunduğu durumlarda her dosyanın kendi koşulları içerisinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
